 |
| Müzik / mp3 |
|

| |
| Temel DEMİRER |
 
| |
| Öykü |
 | |
| SAROYAN YILI |
 | |
| Diyarbekir Zindanı |
 | |
| Derwêş Serhedî |
 | |
| Resim Galerisi |
| |
| Kimler Online? |
Şu an sitede, 24 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.
Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz. | |
|  |
Radikal Eleştiri Zamanı / Fikret Başkaya
Bu vesileyle şu soru akla gelir: neden hiç kimsenin istemediği, arzu etmediği ama bedelini emekçi sınıfların ödemek zorunda kaldığı krizler ortaya çıkıyor? Bu sorunun cevabı, kapitalist üretim tarzının mantığında, temel hareket yasalarında, Marx’ın kapitalist birikimin temel yasası dediinde saklıdır. Zira orada yine Marx’ın tam bir açıklıkla ifade ettiği gibi, sosyal üretim koşullarının kapitalist sınıfın özel mülkiyetinde olduğu durumda, üretimi artırmayı amaçlayan tüm araçlar, üretici [sınıf] üzerinde birer sömürü ve baskı aracına dönüşüyor. Dolayısıyla, şimdilerde dillendirildiği gibi kapitalistleri insafa ve sorumlu davranmaya davet ederek, sorunun üstesinden gelinebileceğini düşünmek, bir şeyi olmadığı yerde aramaktır. >>devamı>>> |
|
"1915 Soykırımı" Kitabı Hakkında
|
Yara / Cennet Bilek
Sayın Maraşlı bu kitapla gerçekten farklılığını koymuş ortaya. Ve kendi çağına karşı sorumluluğunu şu sözlerle haykırmış; “Soykırım bir evrak sahtekârlığı değildir ki, onu resmi yazışmalar arasında arayıp da bulabilelim …” Tarih yazmak da işte tam böyle bir şeydir. Tarih yazacaksanız öncelikle tarihsel-varlık alanına –olup bitenler ne idi?- bakmak zorundasınız. İkincisi bu olup bitenlerin bilgisi nasıl ortaya konmuş ve bu bilgiler tarih yazıcılar tarafından nasıl yorumlanmış. Ancak bu adımlardan sonra bilgisel saptamalar yapılabilir düşüncesindeyim ve Sayın Maraşlı da bu yollardan sonra saptamalarını yapmış. >>devamı>>> |
Recep MARAŞLI'nın Ermeni Ulusal Demokratik Hareketi Ve 1915 Soykırımı kitabı yakın tarihimizi aydınlatan bir meşale gibi / Metin AKTAŞ
Kitabı elime aldığımda sadece Ermeni sorununu irdeleyen bir çalışma olduğunu düşünmüştüm ama kitabı okumaya başladığımda kitabın sadece Ermeni sorununu irdeleyen bir çalışma olmadığını Ermeni sorununu temel alarak 1880 yılından bu yana tarihimizi, incelediğini, sorguladığını gördüm. Çok milletli, çok kültürlü, çok inançlı bir ülke olan Osmanlı imparatorluğunda 1880 yıllarından sonra doğan Türk milliyetçiliğinin bu farklılıkları zorla, baskıyla, asimilasyonla yok edip Türk ırkından tek bir ulus yaratma projesinin ülkeyi sürüklediği korkunç felaketleri, halkların yaşadığı korkunç acıları, kıyımları gözlerimizin önüne serer yazar. >>devam>> | |
|
Söyleşiler / Çetin Çeko
 |
|
"Özür Diliyorum" Kampanyası
|
Jenosîda Ermeniyan û lêborînxwestin ( I ) / Îbrahîm GUÇLU
"Lewra dema ku tunekirina ermeniyan hat proje kirin, di hemendem de tune kirina kurdan jî dihat amade kirin. Piştî serîhildanên neteweyî yên li Kurdistanê qetlîamên li Kurdistanê pêk hatin, encama ev nerîn û planê bûn. Piştî ku Komara Tirkiyeyê hat damezirandin, înkarkirin, bi riya jenosîd û kuştinê tunekirin û qirqirina neteweya kurd, encama ev siyasetê bû. / Qedera ermeniyan û kurdan yek bû û tunekirina herdu neteweyan bi hev re hat plan kirin. Ji bona vê di qirqirina ermeniyan de kurd desthilatdar nînin. ">>berdewam>> |
Kürdler 1915'de Yapılan Soykırımdan Dolayı Ermenilerden Özür Dilemeli mi? / M.Emin Arslan "T.C. Teşkilat-ı Mahsusa’nın soykırım politikasının başarısının ürünüdür. Elbette bu yalnız başına İttihat ve Terakki ile onun gizli örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın marifeti değildi. Başta İngiltere olmak üzere savaşın galip cenahı ile Bolşeviklerin desteğinin marifetiyle başarılmıştır. Ancak Koçgiri ulusal hareketinden beri Kürdlere uygulanan soykırım günümüze kadar devam etmektedir. O nedenledir ki Kürdler ne Osmanlı devletinin ve ne de devamı olan TC’nin asli unsuru değildir, ezilen bir ulus olarak sadece bir nesnesi ya da malzemesidir. " >>devamı>>> |
|
“Büyük Felaket” mi, Soykırım mı? / İsmail Beşikci
Sorulması gereken temel soru şudur: Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Anadolu’da, İstanbul’da, Kürt coğrafyasında 1.5 milyon (birbuçuk) civarında Ermeni yaşıyordu. O zaman genel nüfus 11-12 milyon civarındaydı. Bugün Türkiye’nin nüfusu 70 milyonu aşmış, 60 bin civarında Ermeni’nin yaşadığı belirtiliyor. Onlar da İstanbul’da toplanmış. Geriye kalan Ermenilere ne oldu? Ermenilerden kalan taşınmaz mallar, tarlalar, evler, dükkanlar, ambarlar, atelyeler, mandıralar, zeytinlikler, vs. ne oldu? Ermeni malları, bugün, hangi ailelerin zenginliğinin temel kaynağı olmuş? >>devam>> |
Ortak Açıklama: Felâket değil, Soykırım!
1915'de yaşananlar tabiiki aynı zamanda "büyük bir felakettir", "trajik olaylardır", "insanlık ayıbıdır" vb.dir. Ama esas olarak ve adını doğru olarak söylersek bir SOYKIRIM'dır. Bir olgunun ismini değiştirerek olgunun kendisini değiştiremezsiniz. Birilerini öfkelendirmemek, birilerini alıştırmak için işin adını koymaktan çekinmek, bir takım mecazlara, metaforlara sığınmak ancak popüler deyimiyle "takiyye"ciliği özendirir.
Soykırım olgusunu "Büyük Felaket" olarak adlandırmak Ezop Dili’dir. >>devamı>> |
- ERMENİ ULUSUNDAN ÖZÜR DİLEMEK JENOSIDLERİ İNKAR ETMEKTİR / Ali KILIÇ |
|
Kürt ve Türk çocukları açlıkla yüz yüzeyken İngiliz Hükümeti çocuk oburluğuna önlem alma arayışında
Solin Hacador / Aç çocukların gerek İzmir’de (%89), gerekse Ankara’da (%82) çoğunluğunun parçalanmamış ailelerden geldikleri görülmüştür.Her ne kadar bazı çocuklar bu kentlerde doğmuş bulunsalar da Ankara’daki ailelerin %26’sının, İzmir’dekilerin ise %40’ının, bu kentlere yakın bir geçmişte (5 yıldan daha kısa bir zaman önce) göç etmiş oldukları (İzmir’e göç edenlerin büyük çoğunluğunun Kürt bölgelerden) olduğu anlaşılmıştır. >>devamı>> |
|
TRT'de Kürtçe kanal Kürdlerin kazanımıdır! • Çetin Çeko
"Türk devletinin TRT'de Kürtçe yayına başlamasını, devletin Kürdlere bir lütfu olarak değerlendirmiyorum. Tam tersine bunu Kürdlerin verdikleri mücadelenin bir kazanımı olarak görüyorum. Türk devletinin, Kürdleri inkar siyasetinin, inkarı olduğunu, seksen beş yıllık resmi ideolojinin iflas belgesi olarak niteliyorum. Sorun Kürdlerin ihtiyaç duydukları bir aracın ortaya çıkması değildir. Zaten bu araçlara Kürdler sahip durumdalar. TRT'nin Kürtçe yayınlarının Kürdleri ne kadar tatmin edeceği, resmi devlet propagandasının Türkçe yerine, Kürtçe olarak yapılması, beni kaygılandıran veya bu nedenlerden dolayı karşı tavır konulması gereken bir anlayış olarak da görmüyorum. Bu girişimi, bir başlangıcın ilk halkası olarak görmek gerekir diye düşünüyorum." >>Devamı>>
|
|
Kurdî / Kurmancî
|
Meçe Şivan! /Evdila Dirêj
Xweda dizane, ka çend kes bi stranên te mîna ku herin dîlanê, xwe avêtine qontarên çiyan.
Bê morfîn, tenê bi stranên te, ji birîna çend pêşmergeyan gule hatine derxistin.
Di cejn, şahî û staduyuman da bi hezaran ji vî xelkê dîlanê girtine, xem û keserên xwe hinekî bi dûr xistine li ber stranên te.
Çiqas hez ji te kiriye vî miletê, çiqas te pesinandiye.
Bide xatirê vî miletî berê xwe mede Enqereyê.
Bide xatirê serê Serxwebûna Gulistanê meçe! >>berdewam>> |
Xalê Mehdî / Evdila Dirêj

Xalê Mehdî hema dest bi sporê kir. Bi vekirina deriyan ra spor, paşê xwendin û nivîsandin. Çûyîna mêvadariyê, yan jî qebûlkirina mêvanan.
(Şaş fêm mekin; dema em biçûna hucreyên hev, dibû mêvandarî!)
Pênc deqeyên xwe vala derbas nedikir, ku li wir ji zemanên vala zêdetir, tiştekî din nebû.. Li vê girtîgehê av pirtir bû ji zindana Amedê. Carinan ava germ jî vedikirin. Xalê Mehdî hema dest bi şûştina kincan dikir. Heta betaniyên xwe jî dişûşt. Pir girîngî dida paqijiyê. >>berdewam>> | |
|
Erkeklere Çokeşllik Yasasına Karşı İmza Kampanyası
 |
|
Kürt meselesi, özellikle PKK’nın kendisini dolaylı olarak devlete muhatap kılması sonucunda, neredeyse tamamen siyasi iktidar hamlelerine teslim olmuş durumda. PKK’nın stratejisi Kürt kesiminin tek meşru temsilcisi olmayı hedefliyor. Bu uğurda bazı çözüm fırsatlarının kaçmasına bile göz yumulabiliyor.
Cengiz Çandar / "TRT, 2009’un ilk günü itibarıyla Kürtçe yayına geçmiş olduğuna göre, artık mazur görülemeyecek olan Kürtçe’yi baskı altında tutmaya devam eden uygulamalar olmalı. Böylesine uygulamalara işaret ederek, TRT’nin Kürtçe yayınına mızıkçılık yapan Kürtlerin tavrının da pek mazur görülecek yanı yok. TRT, Kürtçe yayına başladıktan sonra, Kürtçe yasaklarının iskambil desteleri gibi birbirlerinin ardından yıkılması kaçınılmaz. Bunu görmek bilgelik gerektirmiyor."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TRT 6’nın açılışına ilişkin hazırladığı konuşmayı Kürtçe bir cümleyle bitirince, bütün gazetelere haber oldu. Ama trajik olan, Erdoğan’ın “TRT 6 hayırlı olsun” anlamına gelen Kürtçe sözlerini hiçbir gazetede doğru yazılmamasıydı. Erdoğan’ın söylediği cümlenin bire bir karşılığı “TRT Şeş bi xêr be” idi. Ancak Kürt dili uzmanlarına göre bu cümlenin “TRT Şeş li ser xêrê be” şeklinde kullanılması gerekiyordu. Kürtçe bir cümlenin bile yazımında ortaya çıkan vahim yanlışlar, komik anlam kaymalarına neden olması bir yana, TBMM tutanaklarında Kürtçe için yapılan ‘bilinmeyen dil’ tanımlamasını Kürtler için değilse de en azından medya açısından doğruladı.
Neşe Düzel’e konuşan siyaset sosyologu Yüksel Taşkın’a göre, Kürt sorunu iki tarafı da rencide etmeyecek şekilde çözülmezse milliyetçi gerilimler artacak,
“Kemalizm ırkçılığı barındıran bir ideoloji. Kürt sorunu ya da dış meselelerde sıkışıldığında ırkçı yanı çıkıyor. Kemalizm farklı kimliklerle yaşayamadı. Azınlıklar giderse vatan, millet olunacağına inandı.”
Eğer Türkler seni davet ediyorlarsa Şeş TV açılışına, bir dakika bile düşünmeden git.
Gitmemek şimdiye kadar durduğun mevziden kaçmadır.
Her mevzide olmak kazandırır, küsmek kaybettirir.
Çok çalıştın, çok ürettin, sana yardımcı olamadık, değerini bilemedik yaban ellerde.
Türkiye’nin, PKK sorununa, güç kullanımı dışında çözüm arayışlarına ağırlık vermesinin yaratacağı faydaları bilmemesi mümkün değil. Zira önünde, gerek batısında gerekse doğusunda, güç kullanımının yarattığı sancılar ve silahsız çözümün getirilerinin daha fazla demokrasi olduğunu gösteren binlerce örnek var. Batısında, İngiltere ve İspanya, doğusunda Iraklı Kürtler örneği bulunuyor.
Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) Dış İlişkiler Sorumlusu Safin Dizayi: "Ankara artık Irak'taki gelişmelere bir bütün olarak bakabiliyor. Kürt tarafının denklemde ne kadar önemli bir yer oynadığını görüyor. Geçen sekiz aya göre Ankara'nın Kürt bölgesine bakışının çok daha gerçekçi olduğunu söyleyebilirim. Bence doğru olan davranış da bu, umarım daha da ilerleyebiliriz."
Irak hükümeti ve Güney’deki Kürt liderleriyle giderek yoğunlaşan diplomasi trafiği üzerinden, devletin ve elbette onun icracısı AKP hükümetinin yeni “Kürt açılımı”na ilişkin haberler yayılıyor. “Çok aşamalı” planlarlardan bahsediliyor. Ama bütün bu çabaların, gerçekten çözümler içeren bir açılıma değil de, tam tersine, Kürt sorunundan ‘kaçınım’a işaret ettiği o kadar açık ki...
Şırnak’ın Cizre ilçesindeki Hudut Taburu’na, Suriye sınırındaki nöbet değişiminden dönen askerlere saldıran PKK, üç askerin yaşamını yitirmesine ve 9 askerin de yaralanmasına neden oldu. Tabii bu saldırı, gözlerin ister istemez, çözüm için yeni arayışlara yönelmesine neden oldu. PKK, iddiaya göre bir süredir saldırılarını durdurmuş ve yine kendine göre ‘tek taraflı ateşkes’ ilan etmişti. Eğer bu iddia doğruysa, ne oldu da PKK saldırılarına yeniden başladı. Bütün toplumu acıya boğacak, öfkelendirecek eylemlere girişti.
TRT’nin Kürtçe yayını 1 Ocak 2009’da başlıyor. Yapılacak açılışta Kürtlerin ünlü türkücüsü Şivan Perwer’in konseri banttan yayımlanacak. Hürriyet gazetesinin haberine göre; TRT 6’nın Yayın Koordinatörü Sinan İlhan, Almanya’da yaşayan ve Türkiye’ye hukuki sorunları nedeniyle gelemeyen Şivan Perwer’le bizzat görüşmeye gitti. Haftada bir gün müzik programı sunması teklifini kabul eden Perwer, program başına 60 bin dolar istedi. TRT bu parayı ödeyemeyeceğini belirtince bant yayına karar verildi. Şimdi bu haberi nasıl değerlendirmeli?
Önce Irak’ın iki cumhurbaşkan yardımcısından Sünni olanı, Tarık el-Haşimi geldi; arkasından başbakanı (Şiî) Nuri el-Maliki. Bu isimlerin, özellikle birincisinin Türkiye’ye gelmeleri öylesine doğallaştı ki, Irak’ta işlerin ve Türkiye-Irak ilişkilerinin normalleştiğine ilişkin bir zihnî ön kabul oluştu. Oysa tam öyle değil. Irak’ın geleceği son yıllarda olduğu kadar belirsiz. Bir dizi olumlu sinyale rağmen, Irak’ın geleceğinin ne olacağı ve buna normal yollardan ulaşılacağına dair hiç kimse kefil olamıyor.
Devlette özür dilemesi gereken ilgili kurum bellidir. Devletin uygulamalarına alet olmuş Kürtler adına özür dilemek günümüz Kürt aydınları için Ermeni gerçeginin kabulu yönünde daha gerçekçi bir adım olabilirdi. Ayrıca Kürt aydınları kendileri özür dilemek için, devletin özür dilemesini beklemek zorunda degiller.
"İmzaya açılan metni, SKD olarak 10 yıldır mücadelesini verdiğimiz “soykırımın tanınması ve kamu vicdanında mahkûm edilmesi” anlayışımız ve ölçüleri temelinde değerlendirecek olursak, hayal kırıklığına uğrayacağımız kesindir. Ancak, işlenen toplu cinayetlerin, hesaba kitaba sığmayan sayısız kötülüklerin telafisi ve bir daha tekrar etmemesi için özür’ün, empati’nin, tamamen yabancısı olan bir toplumda, atılan bu adımı, büyük bir medeni cesaret olarak değerlendirmemiz gerekir."
Nasrettin Hoca’nın kedi ile ciğer meselesi gibi. Hoca, hanımına sorar: Hanım, hani getirdiğim bir kilo ciğer? diye. Hanım arkadaşlarıyla onu pişirip yemiş. Hoca’dan kurtulmak için de derki kedi ciğeri yedi! Hoca kediyi yakalayıp tartar, kedi tam bir kilo gelir. Hanımına döner, bakar. Hanım, hanım der! Bu ciğer ise kedi nerde? der. Türkiye’nin de ayni hesap! Neyin hesabını yapıyorsunuz? Ortada Ermeni bırakmamışsınız ki!..
Bir süre tereddüt ettim; sabret, 1 Ocak’ı bekle, izle, ondan sonra ne yazacaksan yaz dedim kendi kendime. Fakat Heşt TV hakkında yazmak, filmi henüz gösterime girmemiş bir yeni yönetmen ya kitabı henüz çıkmamış bir amatör şair hakkında “ürünü görmeden” eleştiri yazmaya benzemiyor. Zaten derdimiz de Heşt TV’de “Güneydoğu’nun eyvan gecelerinin, mırrasının, tarihi ve turistik yerlerinin nasıl sunulacağı” değil. Derdimiz, en az 20 yıl önce yapılması gerekenin şimdi yapılıyor olmasının bünyede yarattığı reaksiyonlar.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) ‘Kürt Sorununun Çözüm Haritası, Bölgeden Hükümete Öneriler’ başlıklı raporu, dün basın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı. Kürt sorununun yalnızca ‘terör sorunu’ olmadığı, hukuki, siyasal, sosyal, ekonomik ve psikolojik boyutlarıyla ele alınması gerektiği tespitinden yola çıkılarak hazırlanan rapor, önerilerin çok boyutluluğu, her kesimin görüşleri alınarak derlenmesi açısından ‘bir ilk’ sayılabilecek nitelikte ve çözüm önerilerine odaklı.
PKK'nın bayram öncesi 'ateşkes' ilân ettiğini duymuş muydunuz? O kadar yakından izlediğim halde ortalığın sütliman olmasının gerçek sebebini ben bile anlamamışım. Daha da önemlisi şu: PKK ateşkesi bayram sonrasında da sürdürüyormuş; 'barış girişimlerinin sonucunu görmek için' bahara kadar eylem yapmama kararında ısrarlıymış...
Cumhuriyet Halk Partisi kontenjanından Büyük Millet Meclisi’ne girmiş bir hanım var: adı Canan Arıtman. Geçenlerde bildik “magazinimsi” medya üslûbu içinde silâh merakından ötürü gündeme gelmişti. Şimdi ise kendi çabasının sonucu olarak gündemde: son günlerin “Ermeniler’den özür dileme” tartışmasının içine atılmasıyla.
AKP Okumaları-VIII: ''Bilinmeyen Dil''e Televizyon Kanalı Açılır mı? / "Şimdilerde gelinen nokta itibariyle bir yol ayrımındayız. Bir yanda “fiili” bir durum var. Yani Kürt dilinin lehçeleri ile birlikte alabildiğine yazılı, sözlü ve görsel olarak kullanımı var. Kürtçenin kullanımının önündeki engellerin üzerine yürünerek adeta “çiğnenip, ihlâl edilerek” baskıya meydan okuyan ve “İşte Kürtçe budur ve vardır. İşte kanıtı!” diyen bir varoluş. Öte tarafta ise, ısrarla “pişkinlik” yapmalarına rağmen, pek de geri bir konumda duran “Resmi İdeolojinin” (Bu “Resmi İdeoloji” kavramını ilk defa İsmail Beşikçinin Bilim Yöntemi kitaplarında okumuş ve kavram olarak sevmiştim. O gün bugündür kullanırım.) Kürt Diline karşı ayan beyan, en başta da milletin meclisindeki hâli pür melali."
Kovara Bîr'de yayınlanan DDKO Dosyası;
Nokta Dergisi'nde Kürt tarihinin gizli kalmýþ bir sayfasý: "1960 - SÝVAS KAMPI"
ÝSTANBUL (18.01.2007)- 27 Mayýs 1960 darbesinden dört gün sonra Kürt illerinde tutuklanan 485 kiþi Sivas Kabakyazý'da bir kampta toplandý. Bu topluluðun içinde bölgenin tanýnmýþ ailelerinin fertlerinin yaný sýra aða ve þeyh sýfatý taþýyanlar da yer alýyordu.
47 yýl sonra ilk kez yayýmlanan fotoðraflarla Sivas kampýnda yaþananlar Kürt sorununda gizli kalmýþ bir milat olarak Nokta Dergisi muhabiri Nevzat Çiçek tarafýndan derginin son sayýsýnda gözler önüne serildi.
Eski TBMM baþkaný Hüsamettin Cindoruk'un, "Ayrýlýkçý Kürt ideolojisi" olarak tanýmladýðý ve bugüne kadar gizli kalan Sivas kampýnda yaþananlar aslýnda Kürt sorununun neden bu kadar çýkmaza sürüklendiðini de bir göstergesi. Nokta Dergisine göre iþte Sivas Kampý'nýn perde arkasý: >>Devamý... >>
|
|
| |
| Kutlama / Pîrozbayî |
 | |
| Komal Yayınları |
 | |
|